Hiç sesini çıkarmadın… Biliyorum duvarları başına bile yıkılsa olsun diyecektin… Sen sıcak, sabahları olan, geceleri aydınlık bir ev istiyorsun sadece… Tek tek odalara bakarken arada…
SendenKalan Kalan Ne Varsa
Hiç sesini çıkarmadın… Biliyorum duvarları başına bile yıkılsa olsun diyecektin… Sen sıcak, sabahları olan, geceleri aydınlık bir ev istiyorsun sadece… Tek tek odalara bakarken arada…
İlk kez gördüm seni… İlk kez o minik gülüşünü, o sessiz bakışını, o derin up uzun hayallerini ilk kez bu gün gördüm.
Küçük minicik adımlarla usul usul tanımadığın yabancı bir ben’e doğru ürkek ürkek geliyordun o kalabalık tramway istasyonundan… Kalabalığın arasından birilerinin sana yardım etmesini bekliyordun sanki düşmemek için… Başındaki o kutlu tacınla öyle güzel görünüyordunki sana bakarken gülümsememek elimde değildi…
Adımların bitti, geldin…
Hoşgeldin’e Hoşbulduk dedin, hoşbuldun mu bilmem ama benim bu fakir, bu soğuk misafirhaneme sıcak yüreğinle geliverdin işte… Hiç bir şeyim yoktu ve hiç bir şey bilmiyordum hakkında tek bildiğim o güzel gülüşün altında asla bir siyahlığın olmayışıydı…
O yüzüne bakmaya kıyamadığım minicik Sevgili ile sözlerimizi pekiştirdik, o gün aramızda olan herkese de tekrar teşekkür ediyorum.
Kısaca Nişandan bahsetmek gerekirse diyemeyeceğim çünkü bu işin kısası yok bende…
Dünyaya inmiş bir Melek suretinin bana söz vermesi, hayat boyu hatta daha ötesinde de ”ellerini bırakmam” demesini öyle iki üç kelime ile anlatamam maalesef.
Gözleri pırıl pırıl, sessiz, tebessüm diyarından gelmiş Zehra bir Cemal bizim gibi bir fakiri beğenmiş söz vermiş.
Biz de O’na yüreğimizin en tatlı, en şefkatli, en merhametli, en masum, en tövbedar bölümünü ayırdık.
Sana uzun zamandır sürprizim olmamıştı…
Utandım kendimden bu gece, her şeyi bıraktım ve hazırladım…
O gülüşüne biraz gözyaşı değsin diye…