
sen!
misafir,
merak ediyorsun değil mi?
kendi karanlığında yıldızlara mı soruyorsun halini?
toprağa döktüğün incilerinde sel olup akmak istiyorsun belki de bilmek istediğini bilmediğin bilinmezliğe,

sen!
misafir,
merak ediyorsun değil mi?
kendi karanlığında yıldızlara mı soruyorsun halini?
toprağa döktüğün incilerinde sel olup akmak istiyorsun belki de bilmek istediğini bilmediğin bilinmezliğe,
Sana yazacak çok şey var Hira!… Öncelikle şunu bilmelisinki sana şimdilik “Hira” diyorum zira bu kızımızın adı… Lütfen alınma, senin bir adın varki bende harfler adının telaffuzu için kafii gelmiyor. Hem Hira yalnızca benim değil bizim Hira’mız olacak… Düşünüyorumda… Hira diyorum… Senden diyorum… Ne güzel olur be diyorum… Senin o Nurani güzelliğinden bir parça, Allah’ın da rahmetiyle nasıl olur düşünmemek elde değil… Hira’yı düşünüyorum uzun uzun ara sıra senin kucağında, seni öperken… Ne güzel bir Anne olacaksın İnşaAllah!… O Semalardan gönderilen kızımıza nasılda güzel bakacaksın… Öyle zannediyorum ki benden bile sakınacaksın onu, onun iyiliği için…
Şerleriniz hayra vesile olsun
Bayramımız Mübarek Olsun
Sıkılan gönüller ferah bulsun
Bayramımız Mübarek Olsun
Bakan gözlerimiz görür olsun
Bayramımız Mübarek Olsun

Kelimelerle bu gece için sözleşmiştim, gecenin en kör anında alacaktım kalemi elime ama dayanamadım. İçimi kavuran, dışımı savuran bu sızıyı yazmalıydım… Nedir diye merak etmeye pek luzum yok zira bir adı yok bu sızının… Hep sızlıyordu ya bu buruk yüreğim bu defada böyle sızlıyor işte, belki dün kazada hayatını kaybetmiş bir fabrika işçisi için, belkide maaşı geç yatmış mahallenin çöpcüsü mehmet abi’nin evdeki oğluna söz verdiği o şekeri alamayacağı için bilemiyorum ama buram buram yanıyorum…