"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Muhabbetle…

Saatlerin hepsi bozulmuş


Bir nehir kenarında sessizce oturup dup duru suyu izler gibi öylece bekliyorum. Ne bir şey yapmak gelir içimden, ne de bir şey konuşmak. Takvim yapraklarından bi haber olan ben, tek tek günleri sayar oldum. Saatin ne mühim şey olduğunu, özlem işin içine girince tüm saatlerin bozulduğunu yeni fark ettim. Gerçekten özlemeyeli uzun süre olmuş. Aşkın bir çok tarifi var kitaplarda seç beğen uygula.

Özlem

Her şey normal gibi davranıp içinde yangını körüklemenin bir diğer adı özlemekmiş meğer. Güne her zamanki gibi başlayıp, gülüp eğlenip olur olmaz yerde olur olmaz vakitte gözlerinden yaşın akmasına deniyormuş özlem. 

Kızıma Mektup – 2

Dilsizler haberini kulaksızlar dinleyesi
Dilsiz kulaksız sözün can gerek anlayası

demiş Yunus. Ah Yunus. Şuncacık kelimelerle bir destan anlatmazmısın ah… Bir kız var bana emanet bir önceki yazılarımda bahsettiğim ama anlatamadığım bir kız. Evlat demişler bence daha ötesi. Dost, sevgili, hasret güzel olan ne varsa, güzel olan ne dersen yakışıyor. Armağanda diyebiliriz ama ben genelde Emanet demeyi uygun görüyorum zira bu kadar büyük bir nimeti hakedecek bir vasfım yok benim. Bu olsa olsa bir emanettir diyorum.

Kızıma Mektup

Kızım. Canımın parçası. Gönlümün bahçesi… Gülüşünün cennet, gözyaşının cehennem olduğu güzel misafirim. Bu yazdıklarımı okuduğunda kaç yaşında olursun bilmiyorum yada tam manasıyla anladığında yaşın kaç olur nerede olursun kestiremiyorum ama bunları sen daha 2 yaşındayken İngiltere’de büyükbabanın sallanan koltuğunun hemen arkasındaki küçük bir masadan yazıyorum sana. Geçen sene geldiğimizde kendisine sürekli güldüğün, bütün masasını dağıttığın, sana uzun uzun bakan ve içten içe hüzünlenen büyükbabanın masasından. Bu sene artık aramızda değil o, ama sen son bir kez daha onun evine geldin…