"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Muhabbetle…

Kabağın Bir Sahibi Var..

Vaktiyle bir derviş, nefsi ile mücadelenin, bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınarak, varlıktan vazgeçecektir.
Fakat iş yamalı bir hırka giymekle olmamaktadır.Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir…

Saç, sakal, bıyık, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.

O’nlardan olduğumuzu unutmayalım!

Çocuk!
Bu güzel isimli minik varlıklar öyle güzel öyle saftırlarki gözlerinde dünyaların güzelliklerini, gülüşlerinde kainatın sırlarını saklarlar. Çocuklarımız bizim gayemiz, aslımız, ufkumuzdur. Bu blog da sürekli aşk üzerinde dururum ya benim bir aşkımda vardır ki O’da çocuklara olan aşkımdır.

Mevlam öyle güzel suretlerde yaratıyor ki insanı şaşıp kalmamak, durup şükretmemek imkansız. Çocukların yüzlerindeki o saf, o nadir duruş inanın hiç bir yerde hiç birşeyde yok! Ve inanıyorum ki o güzellik günahsız oluşlarından! Her çocuk bir cennet gülüdür..

Gel gelelim ki bu güller maalesef ülkemizde öylesine yıpratılıyor ki aklımın asla kabul edemeyeceği şeylere şahit oluyorum! Çocukların o parmaklarına dokunmaya kıyamazken onları çöplerde birşeyler ararken buluyorum! Onları ayakkabı boyarken, selpak satarken buluyorum.

Elde var aşk …

  Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.  Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.  Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.  Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.  Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…” diyenlerin sırrı burada yatmaktadır.  Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.” Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın.  Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed’e dönmüş bölgelerine. Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir. 

HÜZÜN Kİ EN ZİYADE YAKIŞANDIR BİZE

Hüzün, bir hazin kelime. Ayrılık gibi, hicran gibi; ama mutluluk gibi de. Bazan bir gözde görürüz onu, bazan bir yüzde. Bazan bulutlarla gelir, bazan lodoslarla.
Hüzün tarih olur, Bağdat ufuklarını Osmanlı tuğları misali bekleyen hurma fidanlarıyla; Tuna boylarını hatem yakutları gibi süsleyen kaleler ve burçlarla gelir yedi yüz yıllık hafızamıza. Elhamra avlusunda derin uykulara dalmış mağrib güneşi olur kah; kah Kudüs gecelerinde savrulan Selahaddin rüyaları.
Aziz-i vakt idik a’da zelil kıldı bizi.

Hüzün gözyaşı olur, bazan bir eylül bulutundan dökülüp dilemmalarımıza karışır; bazan bir Kanuni mersiyesinden akıp güneşlerimizi buharlaştırır. Paramparça olmuş kutsal kitapların mürekkeplerini dağıtır bazan, bazan kandil gecelerinin pişmanlıklarına dökülür yüreklerimizden. Kimi zaman bir bayram