Acı

Seneler gelip geçerken, günlerin, saatlerin hatta dakikaların kıymetini bilemedik… Ağladık, güldük, sevindik, üzüldük… Olup biten ne varsa sanki olması gerekmiş gibi hiçe saydık… Yanımda olduğun süre boyunca hep erteledim ne varsa… Yarın dedim, sonra dedim, bakarız dedim. Yarın da olmadı sonra da… Hep kaldı, hep yarım kaldı tüm kalanlar, sendenkalanlar hep içimde bir yara oldu.

Bakışların, sözlerin, tebessümün hepsi bir hayal oldu. Sen gidince anladım bazı şeyleri ama gel gelelim artık zaman doldu. Şimdi doğan güneşte de esen rüzgarda da arasam bulamıyorum. Kimse sorsam cevap alamıyorum… Hüzün şerbetini içtiğimiz günden beri ki bu şerbeti daha doğmadan tattırmışlar bize, sayende hatıra defterlerini kurcalar olduk… Aşk diye bir şey var elbette, görünce ölmek var şimdi bir şey daha öğrendim. Acı diye bir şeyde var bu hayatta. Acı. Gerçek acı. Parmağının kesilmesi, kafanı bir yere vurman gibi bir şey değil bu. Bu, bir fotoğrafa baktığın an yüreğinin yanması, o kıvrım kıvrım beyninin düm düz olup tüm hatıraları bir anda önüne sermesi, yüreğinde küllenmiş közlerin birden alev alması gibi bir şey. İşte senden de bana böyle bir fotoğraf kaldı. Şimdi ne vakit karşıma çıksa bu fotoğraf bir anda yanıyor içim ve bu yangını söndürmek için doluyor gözlerim.

Sık sık söylüyorum. Bekliyoruz bu hayatta. Bekliyoruz, sevdiklerimize kavuşmak için, kalanları üzmek için… Bu hayat tam manasıyla gitmektir aslında. Geldiğimiz yerden gittiğimiz gün dünyadan da gideceğimizin belli olması… Yolda olmanın verdiği mutluluk hüzünle yoğrulmuş bu dünyada, bu nedenledir ki esas mutluluğa asla erişemiyoruz.

Bu yazımın sonu gelmeyecek, sonlandırmayacağım bu yazıyı çünkü bu acı bu dünyada hiç bitmeyecek…

 

Bir Cevap Yazın