Dönmüyor yedi cihan, Esirin olmuş zaman…

Nisan 10th, 2008

Dünyadaki tüm güzelliklerin ötesinde bir güzelliğin vardı gözümde. O yüzündeki ışığı benden başkası  görürmü bilmem ama hiç sönmesin o ışığın.. Aradan o kadar vakit geçmesine rağmen kendimi ha la sana hazırlık yaparken buluyorum çoğu vakit. Hazırlıklarım sana. Sana hazırlanıyorum. Ümidin ile geçen bu yıllara hiç pişman değilim. Neyleyim ki sensiz geçecek ömrü? Ben seninle sevmişim alemi. Seninle açmışım gözlerimi. Günahını bile sevmişim! Okumaya Devam…

Elde var aşk …

Nisan 9th, 2008

  Yüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakın.  Göğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar.  Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak.  Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdir.  Acıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme… Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…” diyenlerin sırrı burada yatmaktadır.  Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın başöğretmeni öyle demiyor mu: “Ben hüzünlerin Peygamberiyim.” Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın.  Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed’e dönmüş bölgelerine. Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir.  Okumaya Devam…

Benzemez Kimse Sana…

Nisan 9th, 2008

Benzetemem kimseleri sana! Sen benim gözümde nur kalbimde ışıksın! Benzemez, benzeyemezsin kimselere.. Gitsende, sussanda, gelsende benzetmem kimselere seni.. Sen tek sin Sen Tek’im sin. Bakışındaki süzülen o işveler benim olmasada Sen tek sin… Güzelliğine ermek için perişan olan bu gönlüm senindir. Bekliyor saklıyor sana kendini! Gel ne zaman dilersen o zaman gel seninim. Okumaya Devam…

HÜZÜN Kİ EN ZİYADE YAKIŞANDIR BİZE

Nisan 6th, 2008

Hüzün, bir hazin kelime. Ayrılık gibi, hicran gibi; ama mutluluk gibi de. Bazan bir gözde görürüz onu, bazan bir yüzde. Bazan bulutlarla gelir, bazan lodoslarla.
Hüzün tarih olur, Bağdat ufuklarını Osmanlı tuğları misali bekleyen hurma fidanlarıyla; Tuna boylarını hatem yakutları gibi süsleyen kaleler ve burçlarla gelir yedi yüz yıllık hafızamıza. Elhamra avlusunda derin uykulara dalmış mağrib güneşi olur kah; kah Kudüs gecelerinde savrulan Selahaddin rüyaları.
Aziz-i vakt idik a’da zelil kıldı bizi.

Hüzün gözyaşı olur, bazan bir eylül bulutundan dökülüp dilemmalarımıza karışır; bazan bir Kanuni mersiyesinden akıp güneşlerimizi buharlaştırır. Paramparça olmuş kutsal kitapların mürekkeplerini dağıtır bazan, bazan kandil gecelerinin pişmanlıklarına dökülür yüreklerimizden. Kimi zaman bir bayram Okumaya Devam…