Safiye’nin yerinde olmak ister miydiniz?

Safiye'nin yerinde olmak ister miydiniz?Safiye Nur’un hikâyesini önceki gün Mehmet Kamış’ın köşesinde okuduk. Safiye’nin yaÅŸadıkları, ‘yeter artık’ noktasına geldiÄŸimizi gösteren son damla olabilir: “Elif Hanım okulun kapısına gelince yıllardır yaptığı gibi kızını sırtına almak ve içeri götürmek için tekerlekli sandalyeye doÄŸru eÄŸildi.

Ancak iki görevli buna engel oldu. ‘Başörtünüz var. Bu yüzden içeri giremezsiniz. Kampüs sınırları dışına çıkmalısınız. Öğrencinin babası burada bekleyebilir.’ dediler. Safiye Nur’u baÅŸkaları sınıfa götürdü. Bu hareket Elif Hanım’a kızının rahatsızlığından çok daha ağır ve çok daha yıkıcı geldi. Safiye Nur belki ilk kez, her imtihan öncesi hissettiÄŸi annesinin o güven dolu elini hissedemedi.” Bu satırları yüreÄŸi burkulmadan okuyabilene insan demekte zorlanırım. Işığı biraz da olayın müsebbiplerinin yüzüne tutmak gerekiyor. Kapıdaki görevliler, ‘biz emir kuluyuz’ havasında incitmeden iÅŸlerini yapmaya çalışmış. Asıl emri verenlere birkaç sözümüz ve onlardan bekleyeceÄŸimiz cevaplar olacak. İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak’a açık mektup yazmak istiyorum.

Sayın Rektör,

Cidden merak ediyorum; bir doktor olarak, hasta bir kıza yapılan bu muamelenin emrini siz mi verdiniz? Her gün hayatın parçası haline gelmiÅŸ tedavi sürecinde kızıyla özdeÅŸleÅŸmiÅŸ bir anneye yapılana duyarsız mı kalacaksınız? Kızının çıkışını diÄŸer başörtülü annelerle birlikte kampüsün dışında caddenin karşı tarafında bekleyen Elif Öner, “Yıllardır yavrumun rahatsızlığı nedeniyle bir annenin yaÅŸayabileceÄŸi çok zor günler geçirdim. Ama hiçbiri o gün yaÅŸadığım muamele kadar bana acı vermedi.” diye konuÅŸuyor. Siz Profesör Doktor Mesut Parlak, yemin etmiÅŸ bir tabip olarak Elif Hanım’ın acısını hafifletecek bir ilaç biliyor musunuz, önerebilir misiniz?

Hakikaten öğrenmek istiyorum; bir eÄŸitimci olarak Safiye’ye yapılanı onaylıyor musunuz? Mücadele azmini yitirmemiÅŸ, hayata tutunmuÅŸ ve örnek gösterilecek baÅŸarılara ulaÅŸmış Safiye’nin ÖSS performansını olumsuz etkileyeceÄŸinden endiÅŸe ediyorum. Bu endiÅŸeyi paylaşır mısınız? Åžayet paylaşıyorsanız, telafisi imkânsız maÄŸduriyetten payınıza düşen sorumluluÄŸu üstlenme erdemini gösterecek misiniz? Ebeveyn olarak aynı duruma düşseniz tepkiniz ne olurdu? Hukuka, demokrasiye hepsinden önemlisi insanlığa olan güveniniz sarsılmaz mıydı?

Önümde bir fotoÄŸraf duruyor. Üzerinde ‘Sayın Prof. Dr. Mesut Parlak’ın 30.4.2005 tarihli Malatya ziyaretinde halkla samimi diyaloÄŸu’ yazıyor. Başörtülü bir anneye sarılmış, büyük ihtimalle teselli ediyorsunuz. Malatyalı hemÅŸehrileriniz dükkânlarına bu fotoÄŸrafı asarak sizinle gurur duyduklarını gösteriyor. İstanbul’daki Mesut Parlak ile o fotoÄŸraftaki aynı kiÅŸi mi? Sizi tanımakta zorlandıklarını ifade edip posterleri indiren hemÅŸehrileriniz olduÄŸunu biliyor musunuz? “Başörtülü kızlara hak ettikleri notları vermekte zorlanabiliriz.” sözleri de size mi ait? Merhum Turgut Özal farzımuhal bugün evinize gelse gözlerinizi kaçırmadan gözlerinin içine bakabilir misiniz?

O kadar çok soru var ki ama bu kadar yeter. Son ve belki en zor soru: Kendinizi Safiye’nin yerine koyup empati yapabilir misiniz? İç muhasebeniz sonunda cevabınız aÅŸağıdakilerden hangisi olur?

a) Galiba kantarın topuzunu kaçırdık.

b) Bunda o kadar abartılacak bir şey yok.

c) İsim benzerliÄŸi, ben Malatya’daki Mesut Parlak deÄŸilim.

Bülent KORUCU   |   http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=704379

Bir Cevap Yazın