Mart 31st, 2008

Ey Allah’ım, Sen, Seni bildiğin gibisin. Benim haddim bilmediğimi bilmektir.
Rahman Sensin; Seni beni sevmen benim kendimi sevmemden daha sevimlidir bana.
Rahîm Sensin ki, beni yokluğun ürpertisinden aldın, rahmetinin kucağında teselli ettin.
Melîk olmasan Sen, ben beni nerede bulurum?
Kuddûs olduğun için, şu toprak bedenin kara toprağa secdesiyle günahları aklarsın.
Selâm olan Sen, beni benim ettiklerimden sâlim eylemek dilersin.
Mü’min olmasan Sen, göz gördüğüne kanmaz, kulak duyduÄŸuna inanmaz, kalp sevdiÄŸine doymaz, ruh varlığına razı olmaz. Okumaya Devam…
Mart 29th, 2008
Elâ gözlerini sevdiğim dilber
Göster cemalini görmeye geldim
Buselerin derde derman dediler
Gerçek mi sevdiğim sormaya geldim
Â
Senin âşıkların gülmez dediler
Ağlayıp yaşını silmez dediler
Seni saran yiğit ölmez dediler
Gerçek mi cananım sormaya geldim Okumaya Devam…
Mart 29th, 2008
9. Mektup’tan bir bölüm:
Görüyorum ki: Åžu dünya hayatında en bahtiyar odur ki: Dünyayı bir misafirhane-i askerî telakki etsin ve öyle de iz’an etsin ve ona göre hareket etsin. Ve o telakki ile, en büyük mertebe olan mertebe-i rızayı çabuk elde edebilir. Kırılacak ÅŸiÅŸe pahasına, daimî bir elmasın fiatını vermez; istikamet ve lezzetle hayatını geçirir. Evet dünyaya ait iÅŸler, kırılmaÄŸa mahkûm ÅŸiÅŸeler hükmündedir; bâkî umûr-u uhreviye ise, gayet saÄŸlam elmaslar kıymetindedir. İnsanın fıtratındaki ÅŸiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehÅŸetli hırs ve inadlı taleb ve hâkeza ÅŸedid hissiyatlar, umûr-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiÅŸtir. O hissiyatı, ÅŸiddetli bir surette fâni umûr-u dünyeviyeye tevcih etmek, fâni ve kırılacak ÅŸiÅŸelere, bâkî elmas fiatlarını vermek demektir. Åžu münasebetle bir nokta hatıra gelmiÅŸ, söyleyeceÄŸim. Şöyle ki: Okumaya Devam…