babama…

Ocak 7th, 2010

babama… süleymana… süleymanlara…

Süleyman kara bıyıklı bir işçidir
Ve bu kara bıyıklı Süleyman’ın hikayesidir
İş bulduğu günlerde evine dik dönmekte
Ve götürdüğü ekmeği yemektedir
Karısı Neriman ve oğlu Cevahir’le birlikte
Ne kadar zalim esse de rüzgar
Ne kadar belini bükse de ekmek parası
Aslan gibi bir adamdır işçi Süleyman
Onun Cevahir’i vardır
Cevahir altı yaşındadır
Çünkü gözleri çakmak çakmaktır
Çünkü Süleyman’a bir başka bakmaktadır Okumaya Devam…

kalk!…

Ocak 5th, 2010

Uyku ölümün canyoldaşıydı… Ölmek istercesine yumdu gözlerini… Saatler o anda öyle güzel geçiyorduki! Ölümde olduğu gibi uykudada herkes eşitti işte. Herkes! Herkes ne ayakta duruyordu nede oturuyordu! İşte herkes uyuyordu! O da bunun huzuru ile uyuyordu… Karanlık gözleri bir anlık kör ediyordu! Öyle derindiki uykusu yalnızca bacaklarını değil tüm benliğini hissetmiyordu! Bir gıcırtı duydu, hafifçe açtı gözlerini korktu! Bir müddet yaklaşan ayak seslerini dinledi, tanıdık bir sesti yaklaşan Annesiydi!… Kalbi o anda titredi! Sustu. Ne olduğunu anlayamıyordu! Bir süre kımıldamadan uyuyor numarası yaptı ve olacakları seyre daldı… Okumaya Devam…

Modernizm

Ocak 2nd, 2010

Evvela ilk kez böyle bir yazı yazmanın heyecanı ile sizleri selamlamak istiyorum zira ilk kez sosyal yaşantımdan bir kesit ile bir konuyu ele almaya acizane çalışacağım. Oldum olası insanları ayırmadım, ayıramadım kaldı ki biz buraya ayırmaya değil çağırmaya geldik! Yaşamış olduğum semtin insanları ile plazalardaki o mavi yakalıları yan yana getirdiğimde gözüme hiç bir zaman farklı bir tablo gelmedi. Etrafımdaki çoğu kişi bazı insanlara güleryüzle selam edip bazılarına “ne var?” gibisinden bakadursun biz her daim her Allah’ın kuluna selamı en içten ve en sıcak biçimde vermekiçin elimizden geleni yaptık. Bir çöpcü abimize, kardeşimize bakışımız tevbe estağfirullah “cahil, işe yaramaz” nispetinde değil tam aksine büyük bir hayraklıkla O’nun KUDDÜS Esma’sını nasıl sevk-i ilahi ile tecelli ettirdiğini mest-ü hayran bir biçimde seyre dalarız. Okumaya Devam…

KALK…

Aralık 26th, 2009

Gözü perdesi kapalı pencereye ilişti, aralamak istedi perdeyi eli varmadı… Artık vakit ayrılık vaktiydi…

Eli varmadı… Plastikte olsa onlar onun ayaklarıydı… Geri çekiliverdi… Usulca oyuncak bacaklarınıda içine çekerek yatağa girdi… Üstünü o karbeyazı battaniyesiyle örttü… Işığı kararttı, artık o an her şey daha manidardı… Kimse yoktu, hiç kimse… Etrafında ayakta duranda yoktu artık, sanki battaniye değilde toprağın altına girmişti. Rabbine söz vermişti, üzülmeyecek sabredecekti… Çile bu çekilmeden gitmeyecekti! Okumaya Devam…