Özlem

Her şey normal gibi davranıp içinde yangını körüklemenin bir diğer adı özlemekmiş meğer. Güne her zamanki gibi başlayıp, gülüp eğlenip olur olmaz yerde olur olmaz vakitte gözlerinden yaşın akmasına deniyormuş özlem. 

Ağlamayı beceremeyen bir toplumun bir ferdi olarak özlemin nasıl bir yangın yaktığınıda maalesef hakkı ile yaşayamamışım bu güne kadar ta ki kızım doğana kadar. Kızım yani benim öğretmenim, bana sevgiyi ve özlemi öğreten o güzel misafir. 

Annesinden uzakta bir kaç gün geçiriyoruz birlikte… İlk bir kaç gün ‘çocuk işte alıştı’ demiştim. Güldük, eğlendik. Gezdik, tozduk. Yuvarlandık çimlerde, martılara simit attık. Arada ‘Annem nerde’ desede geçiştirdim, geçti sandım. O minik yürekli meleğim hep kahkahalar attı ben hep rahatladım. Sandım işte. Çocuk dedim, meğer biriktirmiş. Bir kaç gün sonra sinirlenmeye başladı olur olmaz, bağırdı, vurdu, kırdı, istemedi hiç bir şey. Feryat ediyormuş kendince anlamadım. İstemiyorum, gelmiyorum, gitmiyorum derken, konusu hiç açılmamışken durdu…

Kızım neden böyle yapıyorsun dedim…

Sustu.

Ne oldu yavrum, derdin ne dediğimde, o sesleri susturan, boğazda beşyüz düğüm atan, herşeyi kaybetmiş bir adamın haline soktu beni.

Ben Annemi çok özledim Baba.

Vuruldum. Onbeş kişi tek tek dövmüş gibi, arabalar çarpmış üstümdem bir de tır geçmiş gibi yığıldım kaldım. O devam etti.

Annemi çok özlediğimdem böyle yapıyorum.

Delirdim. Saatim durdu, sesim kısıldı. O güzelliğine ömrümü adadığım minik melek başladı ağlamaya. Durur muyum, başladık ağlamaya. Sarıldı. Sıkı sıkı sarıldı. Anlattım, anladı… 

Öğretti. Özlemenin nasıl bir şey olduğunu özlediğinde öyle uzun uzun dalmanın yetmediğini, bir anda nasıl volkan gibi patlandığını öğretti bana. Yüreğimdeki acı bahçesine koca bir ağaç için minik bir tohum dikti. Yetmiyormuş gibi bunca feryat birini daha ekledi. 

Ah be kızım. Ah be…

Bir Cevap Yazın