Makâm-ı Mustafâ’dur bu

m

Hacca gidenleri çoğu zaman cani gönülden pür dikkat dinlerim. Acaba nasıl bir duygu? Acaba ne gördüler orada… Görünenden ötede ne var acaba diyerek Haccın manasına varmak niyetiyle kulaklarımız değil 4 dört yüz kırk dört dahi açsam aradığım cevabı bulamadım şimdiye dek. Aradığım oradaki bir adım ötede olan. Orada yani Peygamber şehrinde mutlaka olması gereken, yürekleri yakan, gözleri kurutan, sözleri bitiren, düşünmediğimiz fakat hissettiğimiz şey… Hiç bir zaman bunu bulamadım anlatılanlarda. Dinlediğim tesbihler, namazlar, tavaflar hep aynıydı. Hatta bazı zamanlar bunları dahi dinleyemeden insanların nasıl hareket ettiklerini dinler olurdum.

Fakat aradığımı buldum.
Hacca gitmek nasıl bir duygudur? sorusunun cevabı Nâbî’nin hacca giderken yaşadıklarında gizliydi.
Hayati İnanç hocam anlatmaya başlarken daha bismillah demeden içimde bir heyecan başlamıştı bile.

Biliyordum. Hayati Hoca anlatacaksa bu rivayeti mutlaka bizi vuracak bir silahı vardır diyordum.

Hacca gitmek nedir? Nasıl bir duydur? Velhasıl nereye gidiyoruzun cevabı;

Musahip Mustafa Paşa (ö. 1687) ve dönemin padişahı IV. Mehmed (1648-87)’in yardımı ile 1679 yılında hacca gider [Çoşkun 2002: 58]. Nâbî, Hz. Peygamberin kabrini ziyaret etmeden önce Medine-i münevvereye yakın bir yerde, hac kafilesi konaklama esnasında iken, ayaklarını gelişigüzel uzatıp uyuyan bir kişiyi, -kafile komutanı olduğu söylenir- bu şekilde uzanmak Hz. Peygambere saygısızlık olur düşüncesiyle uyandırmak için bu na’tı irticalen söyler. Bu na’t-ı şerif öyle bir aşk ile söylenmiştir ki aynı gece o beldede bulunan camilerden birinin müezzinine rüyada, sabah ezanından sonra bu na’tın salâ olarak okunması Hz. Peygamber tarafından emredilir. Müezzin rüyada kendisine okunması söylenilen na’tı, ezandan sonra okur. Kendi söylediği na’tın
salâ olarak okunduğunu duyan Nâbî, gidip minarenin dibinde müezzini bekler ve müezzine okuduğu şiiri nereden öğrendiğini sorar. Müezzin rüyada gördüklerini anlatmak istemeyince, Nâbî gazelin tamamını okuyarak kendisine ait olduğunu söyler. Müezzin de rüyada gördüklerini anlatır ve Nâbî’ye hürmet eder.

Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dur bu
Nazargâh-ı İlâhîdür makâm-ı Mustafâ’dur bu

Felek mâh-ı nev bâbü’s-selâmun cilvegâhıdur
Bunun kandîlidür hûr matla‘-i nûr-ı ziyâdur bu

Habîb-i kibriyânun hâbgâhıdur fazîletde
Tefevvuk-kerde-i ‘arş-ı cenâb-ı kibriyâdur bu

Bu hâkün pertevinden oldı deycûr-ı ‘adem zâ’il
‘Amâdan açdı mevcûdât çeşmi tûtiyâdur bu

Mürâ‘at-i edeb şartıyle gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı kudsiyândur bûsegâh-ı enbiyâdur bu

Bir Cevap Yazın