Mübarek Kandiller…

hayirlikandiller.png

İncecik fısıltılarımı gizli saklı yakarışlarımı koynunda ninnileyen gök/çe topraksın Sen.
Fanilik sancılarımdan taşı(r)dığım, ayrılık dertlerimden s/aldığım yağmurları göğe yükselten kutlu güneşsin Sen.
Varlığımın titrek kanatlarını ebedî kabullenişin seccadesinde yatıştıran serin rüzgarsın Sen.
Özlemlerimin kırgın bakışlarını sonsuzluk semasının ufkuna taşıyan rahmet ışığısın Sen.
Kirli paslı kalıbımı sorgusuz sualsiz itaat kalıbında yoğura yoğura temize çeken mahbubiyet elisin Sen.
Boynu bükük yakarışlarımı, yüzü yerde arzularımı şeksiz şüphesiz makbul olan nefesine dolayıp okşayan şefkat fısıltısısın Sen.

Bir denizi kağıda döker gibi, göğü avuçlarıma indirir gibi, dudağımda inciler büyütür gibi, sesime sesin dokunur gibi salavatlarca tebessümünü gördüğüm aşinalık vechesisin Sen.

Dua göğüm, muştu güneşim, teselli yağmurum, muhabbet meltemim; ne hoş duruyorsun aramızda, yanımızda, yöremizde.

Merhamet durağım, metanet sığınağım, huzur barınağım, hep yüzüne yüzüne vardığım Efendim; ne çok oluyorsun dillendiremediğim hayranlıkların arefesinde, yetişemediğim minnettarlıkların zirvesinde…
Senin ubudiyetinin toprağına attığım tohumlar gibidir kalpsiz secdelerim.
Senin mahbubiyetinin denizine akıttığım nehirler gibidir arsız isteyişlerim.
Senin miracının göğüne dal budak, salkım saçak uzattığım ağaçlar gibidir dilsiz dualarım.

Sözümü miraca eriştiren Efendim.
Sesimi duaya yetiştiren Efendim.
Yüzümü secdeye bitiştiren Efendim.

Yüz buldumsa varlığa, Senin Yüz’ünden Efendim.
Yakınlığından seslenirim.
Söz oldumsa Var Eden’e, Sana inen Söz’den Efendim.
Yakınlığından nefeslenirim.
Yüz’lerce sâlât ve Söz’lerce selam Efendim.

Şükür ki bu paslı dudağa emanettir Sana verilecek selamlar.
Şükür ki bu kirli dile değmektedir Sana edilecek salatlar.

Sesimi çoğaltan, sözümü yükselten
aczimi ve fakrımı Kadir-i Rahîm’in dergahına taşıran “Dua Göğü”m

Efendim.

Senai Demirci…

“Mübarek Kandiller…” için 2 cevap

  1. canan diyor ki:

    Yeni bir yürek inkılâbına muhtacız
    O hayatın tümüyle içinde bir Peygamber’di: Çocuklarla oynamaktan zevk alan, hanımlarına şaka yapan, arkadaşlarına ve fikirlerine önem veren, “Allah tarafından seçilmiş insan” olmasına rağmen herkes gibi yaşamayı seçen, bu anlamda zaman zaman acı çeken, aç kalan, yaralanan, incinen bir Peygamber…
    Hayatın içinde yaşadı, ama asla sıradanlaşmadı.
    Asla hayatını rutinleştirmedi. Hayatın her türlü ayrıntısına dikkat eder ve dikkat çekerdi. Herkesin burnunu tutup başını çevirerek önünden geçtiği kokuşmuş bir köpek leşinin güzel dişlerini öne çıkaracak kadar hayatla barışıktı…
    Hayatın getirdiği yükü taşırken, hayatta var olan güzellikleri ıskalamazdı
    Dikenleri olduğu gerekçesiyle gülü sevmekten geri durmazdı. Bu tavrıyla “gül”e dönüştü ve asırlar ötesiyle buluştu. Çağlar boyu tüm insanlık için en güzel örneği teşkil etti.
    Bugün savaşan, didişen, terörle yüzleşen dünyayı değiştirmek için Peygamber eksenli yeni bir projeye ihtiyacımız var.
    Uygulamaya kendimizden ve çocuklarımızdan başlamalıyız. Zira bilmeliyiz ki, kendimizi değiştirmedikçe
    hayat değişmeyecektir.
    Bu anlamda her “Kutlu Doğum”un “mutlu bir oluş”a vesile olması lâzım. Terör ve savaşların içinde bunalıp git gide tükenen dünyanın “mutlu bir oluş”a gerçekten de çok ihtiyacı var.
    Hepimiz, “Cehalet Asrı”nı “Saadet Asrı”na çeviren yürek inkılâbını bekliyoruz!

    Yavuz Bahadıroğlu

    Hayirli kandiller…

  2. burcu52 diyor ki:

    Sana müptela olan her varlığın adedince salât ve selamlar üzerine olsun
    Ey yüreğimde katmer katmer açan GÜL!
    Gelişinle bahar, renklerini SENDE bulmuştu
    Gidişinle de bahar hazan olup;
    Ayrılığın soğukluğunu yine SENDE bulmuştu.
    Asırlar geçti…
    Bahar gelemez oldu yüreklerimize,
    Aydınlatmayı senden öğrenen güneş, ısıtamaz oldu bizi
    Çünkü;
    Sevgini kâinata Gül kokunla yayan sen;
    Asırlar öncesi,
    Aramızdan süzülüp HABİB’ine kavuşmuştun.
    Kavuşmuştun ya
    Ardından;
    Ne güller kokunu saçabiliyor,
    Ne canlar kendini biliyor,
    Ne de;
    Yıldızlar doğduğun an parlarken,
    Eski sevincini yaşayabiliyordu parlayarak.
    Kalemler de küskündü Azrail’e yazamıyordu SENİ;
    Firkatin acısını yüreğimizin ta derinlerinde hissettik
    Ağıtlar yaktık
    Gelsen de görsen nice benlerin ne halde olduğunu
    Gelsen de görsen seni görmeden seni özleyen yüreklerimizin nasıl yandığını
    GEL EY SEVGİSİYİ EN GÜZEL YAŞAYAN VE YAŞATAN GÜLİZAR!..

    “O Rahmet Peygamberi birbirimizi sevmeyi imanın bir gereği olarak ifade etmiş, sevgi ve imanı toplumsal barışın temel direği yapmıştır.”

    Bütün İnanan iman eden insanların kandili mübarek olsun…

Bir Cevap Yazın