Millet huzura kavuştu inşaallah, fakat…

 

Bizler asırlarca dünyaya hükmetmiş, mazlumu kollamış, namerde gereken cevabı vermiş, haksızın elinden Hak’kı alıp hakkı olana adaletin en yüce mertebesinde tecelli etmiş Osmanlı Devleti’nin torunlarıyız. Osmanlı bizim dünya üzerindeki parlayan yıldızımız ve başımız her daim tacıdır lakin gel gelelim şu sıra öyle bir kitap okudum ki Osmanlı Devleti’nin son hükümdarı Zat-ı Şahane Sultan Vahdeddin paşa’nın San Remo daki günlerini okuduğumda Türkiye Cumhuriyeti’nin vakti zamanında ne talihsiz ne utanç verici ve ne vefasız insanların elinde olduğunu hakkı ile anladım. Sultan Vahdeddin vatanı düşman işgalinden kurtarmak için Mustafa Kemal’i anadoluya birliğin başına gönderir amma gel gelelimki ordu düzenine tamamı ile yakışmayan ve vatan menfaati uğruna dahi olsa önceden planlanan bir hareket ile Mustafa Kemal asıl görevini bırakıp Anadolu’da Türkiye Cumhuriyetini kururak asırlarca dünyaya hükmetmiş Osmanlı’nın idam sehpasına bir tekme atmış oldu. Hiçbir şekilde ve kati suretle Kemalizm karşıtı değilim Sultan Vahdeddin Paşa’nında dediği üzre Vatan huzuru ve menfaati uğruna yapılmış bir hareket elbette bizim içinde makbul olacaktır hatta Sultan Vahdeddin bu hususda kitap’da şöyle diyor;

 “Devletimi kurtarabilecek tek adam Mustafa Kemal’di. Vazifelendirdim, cebine de nakid koydum ki müşkül duruma düşmesin, iyi de nasihat ettim. Ama ah vefasız bizi sırtımızdan vurdu ah… Millet huzura kavuştu inşaallah, fakat hanedan perişan oldu”. Sultanın sadık hizmetlilerinden Cenaniyar Kalfa ise “Her devrime bir kurban gerek, biz kurban olduk o da cellat…” diyordu.

Benim sineye çekemediğim Osmanlı gibi ihtişamlı ve yedi düveli titreten bir devletin son padişah’ı olan Sultan Vahdeddin’in vatan’dan çıkarılması olmuştur daha doğrusu çıkarılma demeyelimde Sultan Vahdeddin’in Rumeysa Hanım’ın da dediği gibi Vatan menfaati uğruna vatandan ayrılması ve daha Ana sütünden ayrılmamış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin son padişah’ını ecnebi diyarlarında ölüme terk etmesi olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin yapmış olduğu bu vefasızlık karşısında bile Vahdeddin Paşa ha la;

“Rumeysa, şu fani cihanın ne derdi, ne de kederi biter, her kötü günümüzde sızlanarak yerlere kapansak, ecnebi uşağından farkımız kalmaz. Allah bize iman vermiş, imanına güvenirsen bu günleri de atlatırsın” (s:45-46) diyordu.

Osmanlı’nın son bulması ile kurulan Türkiye Cumhuriyetini anlıyorum! Önceden nasıl ve kimlerle planladığını bilemediğim bu kuruluş elbette ilelebet muhafaza ve müdafaa edilecektir damarlarımızdaki asil kan bu uğurda son damlaya kadar korkusuzca da akacaktır lakin kurulan yeni Cumhuriyet madem ki vatan menfaati uğruna yapılan bir hareketti neden Harf devrimi oldu vatan menfaati bunumu gerektiyordu ve bu vatan neden geçmişine yabancılaştırıldı? Neden tuğralar kazındı? Neden kılık kıyafet devrimi yapıldı? Özgürlük adına kurulan Cumhuriyet bir kısıma şen şakrak olurken diğer kısıma neden ağlamaklı oldu? Ve neden kahramanmaraş’ta ki sütçü imam üniversitesine, bir bacımızın başındaki tesettür’ü çıkarmak isteyen düşman askeri ile harp edip şehit olan Sütçü İmam üniversitesine neden Tesettürlü analarımız bacılarımız alınmadı? Türkiye Cumhuriyet’nin  Vahdettin’i İngilterede ölüme terk etmesinin sebebi ne idi? Sultan vahdettin vatan haini midir değil midir diye bir birini yiyenlere soruyorum şayet Vahdeddin’in vatan haini dahi olsa Osmanlı gibi ihtişamlı bir devletin son hükümdarı bir kanepede mi hayata gözlerini yumacaktı ve bununlada kalmayarak ecnebiler tarafından Naaşı’da haciz edilecek kadar değersizmiydi?

Sultan Vahdeddin’in vatana ne denli bağlı olduğunu şu hadiseden daha iyi kavrayacağız;

1919 senesi Ramazanında bir sabah Yıldız Sarayı’nda yangın çıkar. Kısa zamanda büyüyen alevler, Sultan’ın geceleri kaldığı daireyi de sarar. O geceyi tesadüfen Cihannüma Köşkü’nde geçirmiş olan Vahideddin, yangını haber alınca, üzerine pardesüsünü giyerek dışarı çıkar. Köşkün önünde hiç telaş göstermeden yangını seyrederken çevrede ağlayanları görünce gözleri yaşararak; “Benim vatanım ateş içinde, onun yanında bunun ne kıymeti var.” demekten kendini alamaz.

İnanın utanıyorum! Vahdeddin Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra vatana dönemezdi malum idam onu Vatanın’da bekliyor olacaktı! Vahdettin ve Saray halkı ecnebilerin elinde bir oyuncak mı olacaktı? Bu mu reva idi Osmanlının son hükümdarına?

Mustafa Kemal çok yetenekli ve çok iyi bir kumandandı amma Osmanlı gibi ihtişam’a doymayan bir devletin tarihine de Vahdeddin vakası ile en kara lekeyi yine aynı ustalıkla sürmüş oldu.

Sultan Vahdeddin’in San Remo Günleri adlı hatırat kitabını şiddetle tavsiye ederek sizleri konu ile alakalı ve bir o kadar da manidar bir Mehmed Akif şiir’i ile selamlıyorum;

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
– Boğamazsın ki!
– Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticâın şu sizin lehçede ma’nâsı bu mu?

Mes’ud

Kitap: Sultan Vahdeddin’in San Remo Günleri
Yayınevi: Timaş
Kitap Hakkında: 136 Sayfa | ISBN: 978-975-263-955-3
Editör: Fulya İbanoğlu

 

Rumeysa Aredba Kimdir?

Rumeysa Hanım 1873(1291)‘de Aredba Prensi Halil Bey’in kızı olarak Karadeniz sahilinde bulunan Adler kasabasında dünyaya geldi. 93 Harbi’nden az önce ailesi onu İstanbul’daki akrabaları, Abdülmecid’in kızı Cemile Sultan’ın saraylısı Suzidil Hanım’ın yanına gönderdi.

Rumeysa Hanım’ın babası, aynı zamanda Vahideddin’in kadınefendisi Nazikeda’nın dayısı olduğundan, Rumeysa Hanım Nazikeda’nın başnedimelik vazifesine getirildi. Bu vazifesi Sultan Vahideddin sürgüne gönderilip orada vefat etmesine kadar devam etti.

Sultan Vahideddin’in sürgünde vefatından bir yıl sonra Rumeysa Hanım İstanbul’a döndü ve burada vefat etti.

Vefatına kadar çeşitli vesilelerle Türk vatandaşlığına geçmek için uğraştı fakat Sultan Vahideddin’in saraylısı olduğu için bu talebi kabul edilmedi.

Bir Cevap Yazın