KImIldanmaya et bir niyet!

1976 senesinde hacca gidecektim; döviz lazımdı. Bankaya girdim. İlgili memur, döviz olmadığını, bir başka bankadan getirteceğini söyledikten sonra, “Paranızı bırakın, üç saat sonra gelip dövizinizi alın.” dedi. Ben de parayı verdim ve bankadan ayrıldım.

Yolda düşündüm, “Ben ne yaptım! Bu şahıs verdiğim parayı inkâr edebilir. Aksini ispat için elimde bir makbuz veya yazı yok. Bir avuç dolusu parayı hiç tanımadığım bir adama verdim, gidiyorum!” Sonra düşündüm; bankalar hatalı iş yapmaz, çünkü bankalar İTİMAT üzerine kurulmuştur. Rahatladım. Gerçekten de üç saat sonra gelip dövizi aldım. İster istemez şu cümleler ağzımdan çıktı, “Müslümanlar da bankalar kadar doğru olsa! Faiz yönüyle İslam’ın karşısında olan banka, İslam’ın temel prensiplerinden olan itimada layıksa ve İslam’dan yana olan bir Müslüman itimada şayan değilse, banka muvaffak olur, Müslüman kaybeder. İslam’ın her emrinde hayat vardır. İslam düşmanları dahi, hayat haklarını İslam esaslarından alacaktır ve alıyor da. İşte İslam’ın Allah nizamı olduğu ve insanları kurtarmak için gönderildiği burada belli oluyor:

Düşmanları dahi, onun esaslarını yaşadıkça güçleniyor!

Elimdeki banka defterinin birinci sayfasına baktım, “Her türlü hizmetlerimizde; güvence, gizlilik, kolaylık ve doğruluk ilkelerini benimseriz” diye yazılı.

Bu prensiplere her Müslüman sahip olmalıydı. Her Müslüman’a güvenilmeli, her Müslüman sır taşıyabilmeli, her Müslüman kolaylık göstermeli ve doğru olmalıydı.

İşte İslam’ı yaşamayanlar, İslam prensipleriyle başarılı olan faiz müesseselerinin artmasına sebep olurlar.

Müslümanlar da Müslümanlık kadar doğru olsaydı, bankaların topladığı paralardan daha fazlasını toplar, o büyük paraları piyasada çalıştırır, imalat yaparlar, işsize iş verirler, doğru olmanın sevabını alırlar, kâr içinde kâr ederlerdi.

Almanya’da bir otomobil üretim firmasında iki milyon insan ortak olup çalışırken Türkiye’de iki kişinin ortak olması dahi problem oluyor.

Amerikan harp okulunda bir öğrenci bir gece yatağının içine yastık koyarak yatakhaneden ayrılıyor. Yani yatakta yatıyormuş görünümü veriyor. Nöbetçi subay bakıyor ki yastık konulmuş, öğrenci yok. Hemen not tutuyor. Ertesi gün öğrenciyi okuldan atıyorlar. Genç diyor ki; “Bir gün firar ettim diye hayatımı yakmanız adalet mi?” Okul komutanı, “Kaçtığın için değil, yastık koyup bizi kandırmak istediğin için okuldan atıldın!”

Yabancı sermayeye düşman olanlar duymasın ama Türkiye’deki bir fabrikalarına girdim, kapısında şöyle bir yazı, “İnsanın hayırlısı insana faydalı olandır.”

Bazılarının gâvur fabrikası dediği o yerde çalışanlara sordum, “Nasıl, memnun musunuz?” Dediler ki, “Adamlar Hıristiyan, ama işleri Müslüman. Yöneticilerimizden çok memnunuz.”

Halimiz sebebiyle saçlarım diken diken oldu. Hıristiyan yöneticiden memnun olanlar, Müslüman yöneticiden memnun değil.

İslamiyet, Müslümanları kurtuluşa çağırıyor. “Haya ale’l-felah” Haydin kurtuluşa… Fakat asırlardır kurtulamayan millet Müslümanlardır. Neden Müslümanlar kurtulamamış? Neden üç asırdır bu çağrının mânâsı anlaşılamamış? Neden ezan okuyan, ezanın mânâsına yabancı kalmış? Bunun cevabı şudur:

İlme, tekniğe önem vermemek, muamelat ve ukûbatı tatbik etmemek.

İslamiyet’i Hıristiyanlık gibi ele aldık. Namaz kıldık, oruç tuttuk, İslamiyet’in muamelat, ukûbat gibi kısımlarına pek bakmadık. Baktık ise onları da ibadet kastıyla yaptık, tatbikatını düşünmedik. Kur’an-ı Kerim sadece duadan, namaz ve oruç gibi ibadetlerden ibaret değildir. Bir Müslüman, namazda okuduğu ayeti, hayatında yaşamak zorundadır.

Merhum Mehmed Akif diyor ki:

Ey koca şark, ebedi meskenet
Sen de kımıldanmaya et bir niyet
Korkuyorum garbın elinden yarın
Kalmayacak çekmediğin nedamet…

Hekimoğlu İSMAİL | www.zaman.com.tr

Bir Cevap Yazın