Suskunlar


Belkide susmak gerçeÄŸi anlatmanın tek yoluydu…*
İhsan Oktay Anar’ı kardeÅŸim bellediÄŸim Allaaddin’in o nadide anlatımından sonra okumaya baÅŸladığımdan bu yana dilimde oldukca saÄŸlam bir geliÅŸme kat ettiÄŸimi fark ettim… Önce Amat ardından Suskunları okuduÄŸumda farklı yazarlar okumam gerektiÄŸini ve bir yazarın iki Romanının ya da kitabının ard arda okunmaması gerektiÄŸini çok daha iyi anladım… Çünkü konular her ne kadar farklı da olsa İnsan yani yazar aynı olduÄŸunda çoÄŸu kelimelerin tekrarına rastlamak oldukca olaÄŸan ve sıkıcı bir durum…
Kitap özetime baÅŸlamadan evvel İhsan Oktay Anar okurlarından özür dilemek istiyorum! Çünkü uÄŸruna konferanslar düzenlenen İhsan Oktay Anar ve Kitapları aslında çokda ele avuca gelir ÅŸeyler anlatmıyor… Bu güne kadar iki eserini okuduÄŸum İhsan Oktay Anar Amat’tada Suskunlar’dada ölümsüzlüğün peÅŸinden giden kiÅŸilerin hikayelerini oldukça saÄŸlam ve hoÅŸbir dille kaleme almış. Peki buraya kadar herÅŸey güzel amma kitaplar bittiÄŸinde geriye baktığımızda hayatımıza yön verecek ne var ortada? İhsan Oktay Anar’a saygı duyuyorum ve bu güzel kitaplarıda bize kazandırdığı için kendisine minnettarım çünkü hakikaten çok farklı konular ve muhteÅŸem bir dil ama az evvelde söylediÄŸim gibi kitaplar bittiÄŸinde ortada ele avuca gelir tek ÅŸey saÄŸlam bir kelime daÄŸarcığı ve ÅŸahane bir anlatım… Her ne kadar kitapların ele avuca gelir taraflarının olmadığını söylesemde İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’nıda okuyacağım
Çünkü;
Kitaplarda çoÄŸu yazarın kaleme alamayacağı derinlikte hayaller var ve bu hayallerde İnsan ister istemez kendisini bulabiliyor… Anlatım ÅŸahane! film izler gibi kitap okuyorsunuz… Kitapları okurken tebessüm ediyor ara sıra da gözleriniz hayretler içinde yerinden fırlayabiliyor…
Tıpkı “Suskunlar” da olduÄŸu gibi…
Neva… O Leyli hatun… Kaç can gitti uÄŸruna bu kitapta… Ne Musiki besteleri düzenlendide en son Davut’a çalmak nasib oldu o benzersiz saz semaisini Neva’ya… Ve Eflatun herÅŸeyden bir haber kulağındaki “ıslık” ile yani o ölümsüzlüğün bestesi ile Galata Mevlevihasi’ Mutfak-ı Åžerifindeki dibekte kahve dövme iÅŸine devam etti… Ve 7 Kahin gözün asıl iÅŸinin görmek deÄŸilde hakikati görmek olduÄŸuna inanan 7 kör kahin… Ve Kalın Musa… Daha bir ÅŸey demiyorum ve susuyorum…
Tıpkı Eflatun gibi… SessizliÄŸi dinliyorum… Belkide duymamız gereken çoÄŸu ÅŸey konuÅŸanlarda deÄŸilde “Suskunlar” dadır…Â
Ve bende size Eflatuni bir suskunlukta “Suskunları” okumanızı tavsiye ediyorum…
Suskunlar | İhsan Oktay Anar | İletişim Yayınları | 269 Sayfa
Mes’ud

“Suskunlar” için 6 cevap
Bir Cevap Yazın

zor olanı seçtim …. Sustum !!! :)
Yaptığınız eleştiri esasında sadece İhsan Oktay Anar a yönelik değil sanki, edebiyat genel olarak bu amacı güdüyor. Felsefe, sosyoloji, tarih ya da -hiç sevmediğim- kişisel gelişim kitaplarının bize verdiği bilgilerden çok uzak birşey veriyor. Bir adamın oluşturduğu vehimleri okuyoruz. En iyi romanlarda bile elimizde kalan tek şey sanırım empati yeteneğimizin artması ya da dönem romanıyla yine aslında varolmayan kişilerin yaşadıklarını okuyorupdönem hakkında ufak tefek izlenimler edinmek.
Ahmet HaÅŸim ÅŸiir için der ya “Åžiirde anlam aramak bülbülü eti için öldürmektir.” Roman için de bu sözü biraz deÄŸiÅŸtirebiliriz.
Bir de son olarak söylemeden geçemeyeceğim Anar kitaplarında çok yetkin bir tarih bilgisinden faydalanır.
Selamlar.
Dil epsem olsa, baÅŸ esen olur… Ya Hayr’ı konuÅŸalım ya da hep susalım…
Sevgili arkadaşım Mes’ud (olursun inÅŸallah) evvela belirteyim ki puslu kıtalar atlası kitabının da konusunda ölümsüzlük iÅŸleniyor, burada ise kahramanımız Kırbaç Süleyman; Anar’ın diÄŸer kitapları gibi güzel bir kitaptır, okumanı tavsiye ederim. Kitapla ilgili eleÅŸtirilerine deÄŸinmem gerekirse ilk yaptığın eleÅŸtiriye bende (kendimden bildiÄŸim için)katılıyorum; bir yazarın artarda kitaplarının okunmasına karşıyım, malum sebepleri kısmen söylemiÅŸsin. Ama bir de ilave etmek istediÄŸim bir ÅŸey de varki; bir kitap’tan çokta ÅŸey beklememeliyiz neki hayatımıza da yön versin, bu bence; okuduÄŸumuz kitapları üst üstte koyup ve buna rakamsal olarak onlarca- yüzlerce rakamlarıyla ifade ettiÄŸimiz zaman bakarız ki aslında her bir kitap bize farklı ÅŸeyler anlatmış zaten, biz sadece bunu kitabı okuduktan hemen sonra anlamıyoruz o kadar. Senin talihsizliÄŸin kitabı okurken çok fazla ÅŸey beklemiÅŸ olman (biliyorum çünkü kardeÅŸ bellediÄŸin Alaaddin gibi bende güzel ÅŸeyler söylemiÅŸtim kitapla ilgili). Hem sen de bilirsinki: tüm kitaplar aslında Bir Kitabın daha iyi anlaşılması için yazılmıştır.
Şimdilik fazla vaktim olmadığı için bu kitabı ve Anarı istişare etme konusunu bir sohbetimize bırakıyorum ve her zamanki gibi okumalı günler temmenni ediyorum arkadaşım.
Hoşça bak zatına
bizler susalım bütün kainat konuÅŸsun…
bizler susalım hakikate susayalım…
Zırvalıkları edebi metinler diye yutuyorsunuz ya, eyvallah. Açın biraz Evliya Çelebi okuyun! Binbir Gece Masalları okuyun! İçiniz açılsın. Edebiyat kiÅŸiye has bir olay mıdır ki, düşgücü kiÅŸinin bakış açısıyla sınırlı kalsın? Maraza bir düşsellik ne zamandan beridir edebiyat oldu bu ülkede! Uydur uydur yaz, ne mantık, ne saÄŸduyu ne de anlaşılır bir kurgu! Bu aşırı soyutlamalar rahatsız etmiyor mu sizleri? Anar’ın kitapları köklerini edebiyatımızdan mı alıyor? Dile ne çeÅŸit katkı saÄŸlıyor ortaya konan eserler? Okuduklarımızın ardında bıraktığı iz ne? Nerede felsefe, sosyoloji? Sallamayın! Postmodern deyip sıyrılacağız mı Anar’ın kitapları için? Biriniz kral çıplak demekten utanmayın da söyleyin: DaÄŸ fare doÄŸurdu.