Elli dirhem fazla geldi ayrılık

Başı sonu belli olmayan, sürekli aradığımız ama bir türlü bulamadığımız, fıtraten yol üzerine olduğumuzu unutup sürekli beslediğimiz, duyguların düşüncelerin hiç sayıldığı bu manasız alemde bir gün daha geçti.

Babam öldü. İlk günler başınız sağolsun diyenlere sağol derken sadece sağ… diyebildiğim sonrasına gözyaşlarımı dizdiğim yangın şimdilerde küllerini bıraktı.

Ölüm Allah’ın emri ayrılık olmasaydı demiş şair… nede güzel söylemiş, ölüm derinlemesine baktığımızda en güzeli zira sürekli sağa sola çarpıp saçmaladığımız bu alemde bir gün daha geçse de geçmese de hep aynı. Bir yanılsama misali gelip geçiyor günler, tek fark defter kabarıyor. Hafız Mustafa Başkan hocamla malum mekanda oturuyordum geçenlerde ikimiz iki yandan nargilelerimizi tüttürürken babamın ölümünden açıldı konu ve şöyle dedi; ‘’Mesut Beycim (hocama hürmet ederim, hikmetinden sual olunmaz bey demeyi uygun görür) ben 60 küsür yaşımdayım günler geldi geçti, pek çok şey yaşadık amma şimdi bana sorsanız hocam ne anladınız deseniz işte buradaki nargile içişimi anladım derim, çünkü bu kadar bu hayat. ‘’ doğru da söyledi dönüp bakıyorum arkama aman ya Rabbi boş, bomboş.

Meseleyi felsefik bir hale getirip anlamlandırmak istemiyorum. Felsefe gönül adamlarının sınıfta kaldığı bir ilim.

Babam elbette ölecekti, Allah’a elbette gidecekti bunun bilincindeyiz hamd olsun lakin tebessüm eden insanların ölümünün ayrılık acısı çok derin oluyor. Tebessüm eden, kuşları besleyen, haramı helali siyahla beyaz gibi ayıran, kimseyi incitmeyen ve daima her koşulda incinen, uzaklara bakan ve derin duygular içinde olan, ben bu hallerini yazarken gözlerimi yaşartacak kadar derin duyguları hissettiren, baba olmaktan öte yüzüne baktığında huzur bulduğun bir dost olan bir kişi gidince ebediyete, yani ayrılınca ondan, yani yıkılınca hayallerin, umutların tükenince, nefesin daralıp gözlerin yaşarınca, sesin kısılınca elbetteki zor oluyor ölüm.

Karacaoğlan’ın da dediği gibi;

Seyyah oldum gezdim gurbet elleri
Kar etti canıma yeter ayrılık
Anlatıyım başa gelen halleri
Ölümden çok çektim beter ayrılık

Gurbet eli bizim için yapmışlar
Çatısını çok muntazam çatmışlar
Ölüm ile ayrılığı tartmışlar
Elli dirhem fazla gelmiş ayrılık

Karac’oğlan der ki telkin verince
Ötüşür bülbüller gonca gülünce
Ben orda yar burda böyle kalınca
İster ölüm olsun ister ayrılık

İşin özünde ölümle kimsenin bir alıp veremediği yok. Ecel elbet bir gün herkesin kapısını çalacak amma o yaman ayrılık…

Babamla olan hatıralarımı belki eserse, yanarsa ciger yanarsa diyorum çünkü ölümü tadanlar bilirler ki en olmadık yerde gögsünüz daralıp ateşiniz çıkıyor ve hüngür hüngür ağlıyorsanız biz ölümü tadanlar olarak buna ‘yürek yangını’ diyoruz işte böyle bir anda yazacak durumda olursam siz de okur musunuz bilmem ama yazarım inşallah.

Bunları buraya neden yazdığım ise başka bir muamma… dostlar alınmasın ama insan içindekini anca kağıda anlatabiliyor. Haydi şimdi gözler uzağa, düşünceler anılara… görecek günler var daha.

Pek kıymetli babacığım için El – Fâtiha

mes’ud

 

Bir Cevap Yazın