Bir alkoliğin anıları

Ocak 31st, 2010

Eyüp Sultan’ımın o güzel bahar gününde mışıl mışıl gezerken semtimi malum kitap çadırına yine gözüm takılıverdi daldım içeruya… Bir dünya kitap… Her çeşit var… Yavaş yavaş bakınmaya başladım evvele Hekimoğlu’nun kitaplarına bir göz attım kitapların çoğu hamd olsun okunmuş, okumadıklarıma ise söz verip ilerledim… Tasavvuf üzerine çokca kitap okudum dedim kendime, kendimi bilmezcesine. Okuduğum üç beş kitabı “çok” diye nitelendirdiğim için kendime güzelce bir fırçada atıverdim oracıkda…

Az ilerde Dünya Klasikleri vardı… Hani şöyle değişik bir şey olsun madem diyordum ya bu kitap ilişti gözüme! Başlık gayet güzeldi, “Bir alkoliğin anıları”! Kötü alışkanlığım olmadığını düşünüyorum kendimce hani ana hatlara bakarsak sigara, içki Allah korusun içmiyorum e tabi osmanlıdan kalmadır diye kendimizi kandırdığımız nargilemizi saymazsak ama çevremde ekseriyetle kötü alışkanlık pençesinde arkadaşım, eşim, dostum bulunur. Hele hele Alköl benim bu hayatta tiksindiğim ve insanlara kötülüğü çokca dokunan en berbat alışkanlıktır. Kitabı birazda bu nedenle aldım…

Önsözü okuduğumda dehşetlere kapıldım meğer kitap, yazarı olan Jack London’ı anlatıyormuş yani alkolik bilakis yazarın kendisiymiş. Yanlış bilmiyorsam Amerikalı bu yazar bu kitabı tamamlayamadan “Alköl” nedeni ile ölüvermiş… Okumaya Devam…

Murat Menteş – Dublörün Dilemması

Ocak 9th, 2010

Uzun zamandır girdiğim ortamlarda ekseri bu ismi duymaya başladığımda “Allah Allah kim bu adam ya hu” dediğim çok olmuştur… Murat Menteş? Sosyal paylaşım sitelerinde röportajları, konuşmalarını izlediğimde ne garip bir adam bu ya hu dedim. Sonra tevafuk-i lil havadis bir şekilde sevdiceğim bana “Murat Menteş okudun mu sen?” diye sorunca yeter artık çığlığını bastım ve “okumadım var mı bir diyeceğin!” diye çıkışıverdim, o da gayet nazik bir şekilde “o vakit bende bir kitabı var okumanı istediğim” dediğinde “peki madem getir okuyalım” diyiverdim… Dublörün Dilemmasını elime aldığımda her zamanki gibi derhal yazar biyografisine baktım ve hayretler içinde kaldım uzun yıllar bisiklet tamirciliği yapmış, edebiyat fakültesi denen o taş duvarlarda yüzü buruşmamış, tahminimce gayet mütevazi bir yaşam süren ( ki kendiside böyle söyler) bir yazar vardı karşımda! Vay beee… Nidasını çektikten sonra başladım elimdeki bu garip, şeker, heyecanlı, komik kitabı okumaya… Okumaya Devam…

Millet huzura kavuştu inşaallah, fakat…

Haziran 1st, 2009

 

Bizler asırlarca dünyaya hükmetmiş, mazlumu kollamış, namerde gereken cevabı vermiş, haksızın elinden Hak’kı alıp hakkı olana adaletin en yüce mertebesinde tecelli etmiş Osmanlı Devleti’nin torunlarıyız. Osmanlı bizim dünya üzerindeki parlayan yıldızımız ve başımız her daim tacıdır lakin gel gelelim şu sıra öyle bir kitap okudum ki Osmanlı Devleti’nin son hükümdarı Zat-ı Şahane Sultan Vahdeddin paşa’nın San Remo daki günlerini okuduğumda Türkiye Cumhuriyeti’nin vakti zamanında ne talihsiz ne utanç verici ve ne vefasız insanların elinde olduğunu hakkı ile anladım. Sultan Vahdeddin vatanı düşman işgalinden kurtarmak için Mustafa Kemal’i anadoluya birliğin başına gönderir amma gel gelelimki ordu düzenine tamamı ile yakışmayan ve vatan menfaati uğruna dahi olsa önceden planlanan bir hareket ile Mustafa Kemal asıl görevini bırakıp Okumaya Devam…

Suskunlar

Nisan 26th, 2009

Suskunlar

Belkide susmak gerçeği anlatmanın tek yoluydu…*

İhsan Oktay Anar’ı kardeşim bellediğim Allaaddin’in o nadide anlatımından sonra okumaya başladığımdan bu yana dilimde oldukca sağlam bir gelişme kat ettiğimi fark ettim… Önce Amat ardından Suskunları okuduğumda farklı yazarlar okumam gerektiğini ve bir yazarın iki Romanının ya da kitabının ard arda okunmaması gerektiğini çok daha iyi anladım… Çünkü konular her ne kadar farklı da olsa İnsan yani yazar aynı olduğunda çoğu kelimelerin tekrarına rastlamak oldukca olağan ve sıkıcı bir durum… Okumaya Devam…