Bu Mektup;

Seni tanıdığım günden beri boğazıma düğümlenen seslerin, kelimelere dökümüdür, uzun süren bir sessizliğin harflere dönüşüdür, hiç bir araya gelmeyen kelimelerin ilk buluşmasıdır… “Artık biliyorum ki mutluluk diye bir şey var” cümlesinin uzatılmış halidir.

Etrafında dolaşırken yeryüzü melekleri, kapıyor insan gözlerini, benim seni ilk gördüğüm anda kapadığım gibi. Fakat yedi kat demir sandıkta aransa da sevgi, bazen bir kelimede bazen bir harfte saklıymış gizi.

Hayatın ışıklı sahnesinde, toz tutmuş kalbimi, bir sözünle, bir kelimenle, bir harfinle tekrar canlandırdın. Bugün, en güneş yüzü görmemiş duygularla, yaklaşmaktan korkan bir ruh haliyle, cesaretin naiflikle değiştirildiği bir psikolojide, sadece geçip gitmek istiyorum hayatından…

Sana her sarıldığımda, yeniden hissediyorum, “artık biliyorum ki mutluluk diye bir şey var”. Bu cümleyi defalarca söyleyebilmek için, senin o ipekten bir köşke benzeyen kalbinde yaşayabilmek için, sana yeniden sarılabilmek için “tüm zamanlardan bağımsız” “bir hayata bedel” an’ları yaşamak için bir kez daha gelebilirim bu dünyaya.

Kalbimi kanatlandırdığın ilk andan beri, içinde sen olmadan geçen her saniye bir yıl gibi geliyor bana. Hayatımdan eksilen yıllara değil de, sensiz geçen saniyeler için yırtılıyor yüreğim.

Büyülü bir hapishaneye benzeyen gözlerinde, hiç beraat edememiş bir sır olarak kalmaktansa, gözlerinin kahveliğinde boğulmayı istiyor kalbim.

Şimdi diyeceksin ki nasıl yazıyorsun bu sözleri? Bu sözleri yazabilmek için, ne bir yetenek ne bir çaba gerek, ihtiyaç olan tek şey yanından bir kez geçip gitmek…

Sen her şeye rağmen sessizliği seçebilirsin, hayatımın ışıklarını tek tek söndürebilirsin. Kalbimin pırıltısını bir dokunuşla yok edebilirsin. Ben yavaş yavaş sessizce yok olurum… Bu aşkın yok oluşunun, yanıp tükenişinin içinden yeni bir ben çıkarabilirim. Ama “yeni bir ben”in içinden bu aşkı çıkaramam…

İktibas